• spontago

Myanmar Günleri - Hpa-An – Mahar Sadan Mağarası



Mawlamyine’den sonra U Nar Auk Manastırı’nı a geride bırakınca Hpa An ve çevresi Budist inanışla doğanın kaynaşması olarak tanımlanabilir.


Tercihlerimizi gözeten şoförümüz Sai’nin rehberliğinde, onun önerilerine de uyarak yola devam ediyoruz. Hpa-An’a 27km mesafedeki Mahar Sadan mağarası diğer durağımız.

Elimizdeki rehber kitaplardan ve bloglardan araştırmalarımızı teyit eder şekilde şoförümüz Sai bugün ve yarın göreceğimiz mağaraları ve pagodaları birbiri ardına sıraladıkça, zaten iyi olmayan isim hafızamın içinde kayboldukça kayboluyorum.

Sonunda göreceklerimizi isimlerinden ziyade alamet-i farikalarıyla nitelendirmeyi seçiyorum.

İçinin futbol stadyumu büyüklüğünde oldu söylenen Mahar Sadan Mağarası veya diğer ismiyle Saddar Mağarası, ilk mağaramız.

Bölgedeki mağaraların büyüklüğü, içinin güvenle gezilebilirliği, herhangi bir vandalizme kurban gitmeden bu kadar güzel korunmuş olmaları tapınak olarak kullanılmalarıyla açıklanabilir.

Girişte bizi karşılayan stupalar, Buda heykelleri, duvarlarla yüzlerce küçük Buda figürü kullanılarak mozaik gibi işlenmiş altın sarısı Budist sembollerin ardından, mağaranın içindeki uzun bir tur bekliyordu bizi.


İbadet alanı olduğundan çıplak ayakla dolaştığımız mağarada yerlerin yer yer ıslak olması tempoyu yavaşlatıp, etrafa daha alıcı gözle bakmaya vesile oluyor.


Mağara içerisinde git git bitmeyeceğini düşündüğüm anda, içeri sızan gün ışığı bizi mağaranın diğer tarafındaki doğal gölete yönlendirdi.


Orada konuşlanmış kayıklardan biri ile göletten süzülerek mağaranın su altında kalmış, tavanı neredeyse kafamıza değecek kısmından geçerek ovanın diğer bölümü önümüze serildi.


Başarılı bir girişimcinin yakındaki ağaçlardan toplayıp sattığı Hindistan cevizlerinin suyu ile susuzluğumuzu, nefis etli kısmı ise yorgunluğumuzu aldı. Bu vesile manzaraya karşı oturmak da cabası.


Merdivenlerden cikarak ulastigimiz magaranin girisi genisligi ile karsiladi bizi

Önceki fotograflarda arka planda duvarda sari noktalar seklinde görünen öbeklerin herbiri altin kaplama Buda'larin mozaik teknigi ile biraraya getirilmesiyle olusturulmus, Budizm acisindan önem arz eden figürler

Iki filin arasndan devam ediyoruz magaranin derinliklerine
Az gittik uz gittik dere tepe düz gittik hesabi, magaranin derinliklerine devam ediyor ve icerideki köprüyü takip ediyoruz.
Isik göründü tekrar

Magaranin diger tarafindan ciktigimizda bir gölet karsiliyor bizi. Göletin kiyisindan 45 dakika kadar yürüyerek giris yaptigimiz noktaya ulasmak mümkün. Ancak biz kiraladigimiz kayikla devam edecegiz.

Bölge halki alisik olsa da, tapinak magaraya girerken ayakkbilari disarida biraktigimizdan dogayi ciplak yak yürüyerek gecmeyi herhalukarda tercih etmiyoruz. Hele ki kayigin ve gölün romantizmiyle karsilastirildiginda.

Rahat rahat oturup ileride, ovada calisan köylüleri izlerken birden uyariliyoruz, kafalarimiza gikkat etmemiz icin.

Magaranin kismen su altinda kalmis kismindan geciyoruz. O kadar alcak ki, kayiklar acaba burasi düsünülerek mi böyle tasarlandi diye aklimda gecirmeden edemiyorum.

Magaranin altindan suyun öte tarafina gectigimizde, ova daha da genisliyor, suyun rengi zümrüt yesilinden biraz daha toprak tonlarina dönüyor.

Kiyiya ulastigimizda doganin icinden yürümemiz gereken 500-600m kisimdan önce, agaclarin gölgesinde, amnzaraya karsi taptaze hindistan cevizinin tadina doyamiyoruz.